ÜNİVERSİTELERİMİZ VE AKADEMİK KADROLAR

 

 

 

ÜNİVERSİTELERİMİZ VE AKADEMİK KADROLAR

Üniversite konusu ülkemizde 1982 Anayasası öncesi ve sonrası olarak iki biçimde incelenebilir.

12 eylül 1980 Askeri Darbe öncesinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinde bulunan az sayıda üniversitede akademik özgürlükler vardı diye düşünülebilir.

Ancak unutulmamalıdır ki aynı dönemde üniversite akademisyenleri sağcı solcu gruplar olarak ayrılmış bulunan öğrencileri destekler durumdaydı.

Siyasilerin çözüm üretememesi nedeniyle 12 Eylül 1980 yılında yaşanan askeri darbe sokak çatışmalarını önlemiş görünmekle birlikte aynı zamanda özgür üniversitelerin yapısını da değiştirmiştir.

Değişiklik PROF. DR. İHSAN DOĞRAMACI nın hazırladığı YÖK taslağının değişikliklerle birlikte Anayasa oylaması sonrasında yasalaşması üzerine yürürlüğe girmiştir.

 

***

12 EYLÜL 1980 ÖNCESİ AKADEMİK YAPI

Akademik yükselmede daimi kadro olarak DOÇENT ve PROFESÖRLER öncü olurken, asistan adı altında geleceğin hocaları da derse gitme, araştırmalar yapma görevleriyle yetiştiriliyordu.

YÖK öncesi Üniversitelerdeki akademik yapı Batılı ülkelerdeki Üniversiteler ve onların akademik yapılarıyla uyumluydu.

 

***

82 ANAYASASI VE YÖK SONRASI NE DEĞİŞTİ

2547 sayılı Yüksek Öğretim Yasasında yer aldığı şekliyle öğretim kadroları aşağıdaki gibi oluşturuldu.

 

Akademik Personel Ünvanları ve Açıklamaları

Öğretim Elemanları : Yükseköğretim kurumlarında görevli öğretim üyeleri, öğretim görevlileri, okutmanlar ile öğretim yardımcılarıdır.

Öğretim Üyeleri: Yükseköğretim kurumlarında görevli profesör, doçent ve yardımcı doçentlerdir.

(1) Profesör: En yüksek düzeydeki akademik unvana sahip kişidir.

(2) Doçent: Doçentlik sınavını başarmış akademik unvana sahip kişidir.

(3) Yardımcı Doçent: Doktora çalışmalarını başarı ile tamamlamış, tıpta uzmanlık veya belli sanat dallarında yeterlik belge ve yetkisini kazanmış, ilk kademedeki akademik unvana sahip kişidir.

Öğretim Görevlisi: Ders vermek ve uygulama yaptırmakla yükümlü bir öğretim elemanıdır.

Okutman: Eğitim – öğretim süresince çeşitli öğretim programlarında ortak zorunlu ders olarak belirlenen dersleri okutan veya uygulayan öğretim elemanıdır.

Öğretim Yardımcıları: Yükseköğretim kurumlarında, belirli süreler için görevlendirilen, araştırma görevlileri, uzmanlar, çeviriciler ve eğitim – öğretim planlamacılarıdır.

 

YARDIMCI DOÇENT KADROLARI NASIL-NEDEN ORTAYA ÇIKTI?

 

Yardımcı doçentlik, bilindiği gibi, 1981 YÖK kanunu ile oluşturulmuştur. YÖK öncesinde uzman olduktan sonra üniversitede kalarak kariyerine devam edenlere öğretim görevlisi, uzman ya da çoğu yerde başasistan denilirdi. Başasistanlar, meslekleriyle ilgili her işi yaparlar, sadece teorik derslere ve kürsü kurullarına girmezlerdi. 2547 sayılı kanunla, ülkemiz için yeni bir uygulama olan yardımcı doçentlik kurumu oluşturulmuştur.

Yardımcı doçentler, uzmanlardan farklı olarak öğretim üyelerine tanınan tüm haklara sahiptirler. İlk çıkarılan kanunda, doçentlik sınavında üç kez başarılı olamayanlar bir daha sınava alınmıyorlardı. Yardımcı doçentlik üç kez ikişer yıl olmak üzere en çok altı yıl olarak uygulamaya konulmuştu. Altı yıl içinde de nasılsa doçent olunuyordu.

Yeni değişiklikle, doçentlik sınav hakkı sonsuz oldu. Bunun anlamı şu: Eninde sonunda yardımcı doçent olarak aldığınızı doçent yapacaksınız. Hal böyle olunca klinik dallarda çalışan yardımcı doçentler, doçentlik sınavlarında, yayın aşamasını geçtikten sonra bilimsel çalışmaları bir yana bırakıp sadece rutin işlerle, yani hasta bakmak ve hasta ameliyat etmekle ilgileniyorlar. Tüm amaç döner sermayeden daha fazla kazanmak. Tüm yardımcı doçentler olmasa da pek çoğu bilimsel çalışma ve araştırmaları tamamen bir yana bırakıyorlar. ‘Doçent ve profesörlere tanınan tüm haklara sahibiz, eninde sonunda bizi nasılsa doçent yapacaklar’ gibi havalara giriyorlar. Hatta bazıları, döner gelirim kesilecek endişesiyle yurtdışına kısa süreli bile olsa gitmeye yanaşmıyor. Oysa Bu konu son derece önemli olup, kariyere giren her bilim adamı belirli bir süre ilgilendiği konuda yurtdışında belirli merkezlerde çalışmalıdır. İleri ülkelerdeki uygulamaları, gelişmeleri görmek ve dönüşte ülkemize getirmek her genç bilim adamının görevi olmalıdır.

Yardımcı doçent kadrolarının açılmasındaki amaç ne idi? 1980’lerde Anadolu’da yeni yeni açılan tıp fakültelerinde yeterli öğretim üyesi bulunamıyor, doçent ve profesör olanlar büyük kentlerden Anadolu’ya gitmek istemiyorlardı. Üniversitede çalışıp kariyer yapmak isteyen genç uzmanlar bu şekilde yardımcı doçent kadrosuna geçerek bir gecede hoca oluverdiler. Boş geçen dersler böylece dolduruldu. Yardımcı doçentliğin henüz giriş sınavı yok. Yabancı dil sınavını almak yeterli oluyor. Sadece adayın bilimsel dosyası jüri üyelerince inceleniyor. Aslında bu kadroların hemen tamamı isme açılıyor. Önceden yapılan bağlantılarla isim belirlenip daha sonra kişiye kadro açılıyor. Hariçten başka başvurular olursa, başvuranlar nazikçe uyarılıyorlar.
Üniversitelerin pek çoğunda artık yardımcı doçent kadrosu açılmıyor. Gelişmiş fakültelerde kadrolar fazlasıyla şişmiş durumda. Bir hocaya bazen haftada bir ders bile düşmüyor. Bu nedenlerle, pek çok fakültede sadece uzman ya da öğretim görevlisi kadrosu açılıyor.

ABD de yardımcı doçent karşılığı asistanlık olduğuna göre, ülkemizde anlam ağırlığı verilerek oluşturulan kadrolar olarak karşımıza çıkıyor.

 

***

Ülkemizde Akademisyen sayısı 2016 yılına göre aşağıdaki gibidir.

Prof                                                                Doç                                            Yard doç                                             Öğr gör                                                                          

Erkek          15790                        Erkek           9738                                   Erkek           21987                                 Erkek           11820

Kadın          6626                         Kadın           5285                                  Kadın          14214                                 Kadın                 9123

Toplam  22614                             Toplam  15023                                    Toplam  35301                                     Toplam       20943

                                                                                                                                            

 

Okutman                                            Uzman                                          Arş Gör                                                   Toplam Akademisyen

Erkek            3954                         Erkek              1968                        Erkek              23757                            Erkek                 88114

Kadın            6341                       Kadın             1897                           Kadın        23616                               Kadın                 67102

Toplam   10295                             Toplam     3865                             Toplam          47373                            Toplam            155216

                                                                                                                                            

Öğretim elemanları tanımlarda yer alan özelliklerine göre Üniversitelerde bilimsel çalışmalar yapmakta ve öğrencilere yönelik öğretim faaliyetlerinde bulunmaktadırlar.

2015 Yılı  itibariyle Türkiye Cumhuriyetinde var olan 190 Kamu ve özel üniversitemizde yaklaşık 3.886107 erkek, 3.312880 kadın öğrencimiz kayıtlıdır. Toplam öğrenci sayımız 7198987 dir. Bu sayı içinde 294297 erkek ve 185818 kadın MASTER yapan öğrenciler ile 53600 erkek, 37667 kadın toplam 91267 DOKTORA ÖĞRENCİSİ DE DAHİLDİR.

Türkiye’deki Üniversiteler

Türkiye’de 2015 yılı itibariyle 190 üniversite vardır. Bunlardan 114’u devlet üniversitesi, 76’sı vakıf üniversitesidir.

Devlet üniversitesi, yönetim olarak herhangi bir vakıf veya özel kurumla bağlantısı bulunmayan, bütçesi devlet tarafından karşılanan üniversite tipidir. 2008 yılında alınan yeni üniversitelerin kurulması kanunuyla Türkiye’nin her ilinde en az bir devlet üniversitesi bulunmaktadır.

 

 

***

ABD DE AKADEMİK ORTAM

ABD’de akademik yükselmeler nasıl oluyor, adaylardan hangi şartları yerine getirmeleri isteniyor?

ABD’de akademik yükselmeler, “assistant professor, associate professor ve full professor” aşamalarından geçer. Akademik yükselmelerde, birçok ülkede evrensel olarak uygulanan yükselme komitesi kararları uygulanır. Sözlü veya yazılı olarak herhangi bir sınava girilmez. Türkiye ile ABD’deki akademik sistemi karşılaştırmak, elma ile armudu karşılaştırmaya benzer.

ABD’de assistant, associate veya professor of medicine unvanları, üniversitenin elemanı olarak çalışanlara veriliyor. Bu ‘instructor’dan başlıyor. Ancak burada sorulması unutulmuş bir soru var, o da “tenure” meselesi. Bir insan doçent (associate professor) olmuş ama tenure almamış olabilir. Tenure, bir şekilde güvence veriyor. ABD’de tıp fakültesinde çalışmak, “tenure” ve “non-tenure” olarak iki şekilde oluyor. Sağlamlaştırılmış ve güvenli yol anlamına gelen “tenure track” kelimesinin Türkiye’deki akademik hayatta uygulaması yok. İşe alınırken tenure track veya non-tenure track olarak alınıyorsunuz.

Tenure veya non-tenure olmanıza göre de yükselme kriterleri farklı. Tenure olarak işe başlayan bir öğretim görevlisinin başarılı olması, profesörlüğe dek yükselmesi beklenir.

Her üniversite yükselme için gerekli kriterleri kendi belirliyor. Ama tenure track da associate olabilmek için ülke çapında tanınmış olmak gerekiyor. Sizden 6 referans istiyorlar. Sonra bu referansları arayıp onlardan da 6 kişi ismi alıyorlar ve onların görüşüne başvuruluyor. Bunun yanında, üniversiteye ve topluma hizmet, toplumda tanınmışlık, yayınlar, alınan araştırma fonları gibi pek çok kriter kullanılıyor. Bölüm başkanının dekana önerisi sonrası, dekanın, üniversitenin promosyon komitesine (akademik yükselme komitesine) önermesi ve onların kabulü ile oluyor. Non-tenure yolunda ise sadece 3 referans ve bunların da lokal olması yeterli. Profesörlük için uluslararası tanınmışlık gerekiyor. Görüldüğü gibi yayınlar sadece işin ufak bir kısmı. Bir de o üniversitede 5 yıl çalışmak gerekli. 3 yıl da olabiliyor ama olağanüstü bir şey yapmış olmanız gerekiyor. Bir de “regency professor” var. Onu da Nobel alanlara veriyorlar. O zaman direkt profesör olarak işe başlıyorsunuz. Tenure ile non-tenure arasındaki en önemli fark, tenure aldıktan sonra birisinin işine son verilmesi son derece zor. Non-tenure olanlar, her sene sözleşme yeniliyorlar. Non-tenure olanlar bir bakıma angarya ile meşgul oluyorlar. Sadece doçentliğe kadar yükselebilirler ve işine her an son verilebilir. Ancak, durum o kadar umutsuz değil ve profesörlük kapıları kendilerine ilelebet kapalı değil. Başarılı performans göstermeleri halinde kendi üniversitelerinde veya başka bir üniversitede tenure track yoluna kabul edilip, akademik hayatlarında ideallerine ulaşabilirler.

ABD’de üniversite hastanesi olmayan eğitim hastanelerinde verilen “clinical professor of medicine” unvanı da var. ABD’de özel, devlet veya belediye hastanelerinin birçoğu bir üniversite hastanesi ile bağlantılıdır. Buna “affiliation” adını veriyorlar. Örneğin, bir özel hastanede koroner anjiyografi yoksa hastayı bağlantılı oldukları tıp fakültesi hastanesine gönderirler. Her iki taraftaki hekimler irtibat halindedirler. Ayda bir ortak konferanslar düzenlerler. Tıp fakülteleri, son sınıftaki internleri, bağlantılı oldukları hastanelere rotasyona gönderirler. Üniversite ile bağlantılı bu kamu, özel veya vakıf hastanelerinde bilimsel yayın yapan öğretim üyelerine, tıp fakültesi “clinical professor of medicine” (klinik tıp profesörü) unvanını verir. Klinik tıp profesörü unvanının Türkiye’de eşdeğeri yok. “Clinical professor of medicine” özel çalışıp da üniversite hastanesi ile bağlantılı olan insanlara veriliyor. Etrafta pek clinical professor olmaz. Genellikle assistant veya associate seviyesine yükselmelerine, üniversitedeki yükselme komitesi onay verir. Bu o insanların hasta sayıları için faydalı olsa da akademik olarak pek bir şey ifade etmez. Yani üniversitede anabilim dalı başkanı olamazlar, bir devlet kurumu olan Ulusal Sağlık Ensitüsü (NIH)’nden araştırma fonu almaları zordur. ABD’de araştırma fonları, araştırma masraflarını karşıladıkları gibi direk olarak araştırmacının maaşına katkı da yapar.

Akademik unvan üniversitede kalır

 

***

Ünvan Üniversite dışında kullanılmaz

ABD’li hekimler akademisyenliğe ilgi gösteriyor mu?

Akademik yükselmelerde, yapılan bilimsel yayınlar yanında, topluma hizmet, halka yönelik bilimsel kitaplar yazmak, meslek örgütlerinde aktif rol oynamak, uluslararası tanınmak rol oynar. Ancak, ABD ile Türkiye arasındaki en önemli fark, akademik unvanın sadece üniversite içinde kullanılmasıdır.

Yani hiç bir doçent veya profesör, üniversiteden ayrıldıktan sonra çalıştığı özel muayenehanesinde veya özel hastanede akademik unvanını kullanmaz.

Bunu yasaklayan hiçbir yasa olmamasına rağmen bu bir gelenektir. ABD’de akademik unvan, sadece akademik ortamda yani üniversitede aktif görevde iken kullanılır ve unvan üniversiteye aittir. Tanımı bu şekildedir. Akademik unvan, kişiye ait bir unvan değildir. Örneğin bir profesöre kendi üniversitesinde sözleşme yenileme teklif edilmez ise veya ailevi sebeplerle şehir değiştirip başka bir üniversitede göreve başlarsa doçent olarak göreve başlayabilir.

***

Profesör hasta bakmıyor, araştırma yapıyor

ABD’de öğretim üyelerinin performansı, her 2 yılda bir fakültenin kıdemli öğretim üyeleri tarafından oluşturulan ve başkanlığını dekanın yaptığı bir komite tarafından değerlendirilir. Başarılı bulunanların sözleşmesi yenilenir. Başarılı olmayanların sözleşmesi yenilenmez. Öğretim görevlisi çok önemli bir buluş yapmış ise 2 yılda profesör bile olabilir. En sık rastlanan durum akademik yükselmenin 6 yıl içinde gerçekleşmesidir. 8 yılda yani 4 değerlendirme sonucu aday, akademik olarak yükselemiyor ise örneğin, yardımcı doçent iken doçentliğe gelemiyor ise görevine son verilir. Adaylar, profesör olduktan sonra dahi değerlendirmeye tabi tutulurlar. Aldıkları araştırma fonları, yaptıkları yayınlar, yetiştirdikleri öğrenciler değerlendirmeye tabi tutulur. Tabii burada Türkiye ile en önemli fark, bu unvanların sadece üniversite için geçerli olması. Associate olan birisini, başka üniversite assistant professor unvanı ile işe alabilir veya professor olarak da işe alabilir; ama üniversite ile işi bittiğinde unvan da üniversitede kalır. Türkiye’deki doçent veya profesörler, iyi klinisyendir ve hastaları çoktur. Ancak, ABD’deki profesörler genelde bir araştırma laboratuvarının başındadırlar ve himayelerinde birçok uzman, asistan, biyolog, genetik uzmanı, doktora öğrencisi gibi görevliler çalışır. Bunların maaşlarına, profesörün aldığı araştırma fonundan katkı yapılır. Öğretim üyeleri devamlı yeni deneyler yaptıklarından polikliniğe haftada bir gün inerler ve hasta sayıları çok değildir. Çok sayıda hasta baktıkları takdirde yeni ilaçlar, yeni testler veya tanı metotları geliştirmeye vakitleri olmaz.

 

İngiltere’de Akademik Unvan Konusu

Eğer bu camiaya uzaksanız unvan/ünvan konusunun ne derecede (!) önemli olduğunu pek bilemeyebilirsiniz. Türk akademik camiasında unvan(bundan sonra böyle diyeceğim) her şeydir. Bilenler bilir…

Aslında akademik unvanlar ülkeden ülkeye hatta bilim dalından bilim dalına bile çok değişkenlik göstermekte.

Profession” kelimesinin ingilizce dilindeki karşılığı meslek becerisi kazanmak amacıyla “öğretim” faaliyetinde bulunmak demek. Dolayısı ile Professor mesleki beceri, bilgi veren “öğretici” anlamında kullanılan bir unvan. Ingilterede ise bu durum “Lecture” eş anlamlı kelimesi ile ifade ediliyor. Yani Profess = Lecture. Dolayısı ile Professor orada Lecturer diye anılıyor. Bizde Profesör’ün ya da üniversitede ders veren kişi manasında tam bir kelime karşılığı yok. “Hoca” deniyor ama -mecburen sık kullanmama rağmen- fonetiği hem çok kaba (Türkçe değil) hemde bilim uğraşını çok karşılamıyor. Yasa da bir tanım var ancak oda sığ bir tanım. Anlamı karşılamıyor sadece işi fiilini tanımlıyor.

Profesor unvanı sabit bir unvandır. Bu sizin öğretebilecek kadar bilgiye sahip olduğunuzu gösterir ve kişinin çalıştığı üniversite bu unvanı verir. Her üniversitenin kendine göre de profesör kriterleri vardır. Dolayısıyla çarşıda, pazarda, sokakta, barda, gazetede, TV’de insanlar ben profesörüm diye yurt dışında dolaşmazlar. Ama bizde bol miktarda görebilirsiniz. Hatta ben biliyorum mekan açanı bile var!.

Profesör ‘un tenure (bizdeki karşılığı kadro’lu) olabilmesi için bazı şartlar var. Tenure ne demek ?. Bir üniversitenin size emekli olana kadar çalışma garantisi vermesi demek. Dolayısı ile siz bir üniversitede önce sözleşmeli olarak kendi rüştünüzü ispatlayana kadar çalışmanız gerekir. İşte bu durum Assistant Proffessor diye geçer. Yani bizde bilindiği üzere Profesör yardımcısı anlamındaki Yardımcı Doçent değil. Doçent ise ABD’de “associate professor” ünvanına karşılık gelir ve “assoc. prof.” diye kısaltılır. Bunun anlamı tenure almış kişi demektir. Yani ömür boyu üniversitede iş ve akademik güvencesi vardır.

Assistant Proffessor ise profesör asistanı demek değildir. Assistant Professor, Associate Professor (doçent), Profesör bunların hepsi profess ettikleri için yani “öğretebilecek kadar bilgiye sahip oldukları için” professor’dur (filmlerde falan şahit olmuşsunuzdur). Associate olmaları tenure (ömür boyu ya da emekli olana kadar iş garantisi) almaları ile alakalıdır. Bu genelde 6 senelik bir asst. prof. sürecinde gerçekleşmesi beklenir.

Toparlarsak; Yardımcı doçent (Asst.Prof) bir şeye yardım etmez, çeviri hatası ile anlaşıldığı üzere öğretim üyesi yardımcısı falan değildir. Öğretim üyesidir. Genelde ve çoğunlukla doktorası olan kişilerin alabileceği bir unvandır. Ülkemizde bu unvanın yazılışında yapılan genel bir hata Asst. Prof. şeklinde değilde  Ass.Prof. şeklinde yazılmasıdır. Ass kelimesinin ingilizce karşılığına lütfen bakınız.

Son olarak Öğretim Elemanları.

Bu bir unvan değildir !. Bu bir kategori adıdır. Üniversite içerisindeki bizim yüksek öğretim kanunumuza göre tanımlanan tüm öğretimden sorumlu unvanlar için genel bir addır. Yani Öğretim Elemanları denilince Öğretim Üyelerinden, Eğitim Planlamacısı’na kadar yasada öğretim faaliyetlerinden sorumlu kim var ise o işaret edilir. Yoksa bu bir unvan değildir. Ancak uygulamada artık kibirden mi desem ne desem kendisini öğretim elemanı kategorisine sokmayan, her yerde manasız bir şekilde öğretim üyeliğini (neyse artık) farklı tutan bir sürü hocamız(!) bulunmakta. Öğretim üyeleri, görevlileri, Okutman, uzman, araştırma görevlileri vs hepsi “öğretim elemanı” gurubuna dahildir.

 

TÜRKİYE’DE AKADEMİK UNVAN KULLANIMI

Yüksek Öğretim Kurumlarında (üniversiteler, entitüler, meslek yüksek okulları vs.) profesör, doçent, yardımcı doçent, araştırma görevlisi, okutman, uzman, öğretim görevlisi gibi birbirinden farklı unvan ve statüde akademik personel çalışmaktadır. Gündelik hayatın içinde akademik personel üniversitede elde ettikleri akademik unvanlarını üniversite dışındaki iş ve faaliyetlerinde de kullandıkları da bilinen bir husustur. Örneğin Tıp Fakültesinde çalışan ve profesör unvanına sahip öğretim üyesi, şehir merkezinde açtığı bir özel muayenehanesine ismini unvanıyla birlikte yazdırmasına; Edebiyat Fakültesinde görev yapan bir profesör bir gazetede yazdığı köşe yazılarında profesör unvanını kullanmasına ya da İlahiyat Fakültesinde elde ettiği profesör unvanın zaman zaman vakıf, dernek yönetiminde, diyanet camiası içinde vs. kullanıldığına sıklıkla tanık olmaktayız. Burada aklımıza takılan husus, bunun yasa ve yönetmelikler açısından mümkün olup olmadığıdır.
Bilindiği üzeri hem 2547 sayılı kanun hem de, Akademik Teşkilat Yönetmeliği bu unvanları yüksek öğretim kurumlarına ait unvanlar olarak tanımlar. Bu açıdan bakıldığında bu unvanlar üniversite içinde elde edilir ve orada kullanılırlar. Ancak elde edilen unvanların belli gayret ve çaba sonucunda olması, bir yönüyle onu bir özlük hakkı durumuna da getirmektedir. Bu nedenle elde edilen bir hakkın kullanımı bir özlük hakkı kullanımı olarak da görülebilir. Bu nedenle yüksek öğretim mevzuatı, belli şartlar dahilinde üniversitede elde edilen akademik unvanların üniversite dışında kullanılabilmesine imkan tanımaktadır. Örneğin Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atama Yönetmeliğinin 22.maddesi bu husus düzenlemektedir. Yönetmeliğin 22.maddesi “Profesörlük, doçentlik veya yardımcı doçentlik unvanlarını kazananlar, her unvan dönemi içinde yükseköğretim kurumlarında fiilen iki yıl görev yapmadıkları taktirde, yükseköğretim kurumları dışındaki çalışmalarında bu unvanı kullanamazlar.” şeklindedir.
Bu durumda akademik unvanların kurum dışında kullanılabilmesi için bir öğretim üyesinin o unvanda yüksek öğretim kurumlarında/üniversitelerde 2 yıl görev yapmış olması gerekmektedir. O unvanda 2 yıl çalışmamış olanlar, üniversite dışında bu unvanı kullanamazlar. Ancak özellikle kurum içinde çalışmayan ve dışarıdan doçentlik unvanını almış olanların, üniversitelerde o unvanda 2 yıl çalışmadıkları sürece unvanlarını -özlük hakkı saklı kalmak kaydıyla-, bu unvanı kullanamamaları gerekmektedir. Bu böyle olmadığına göre, bu konuda mevzuat açısından fiili bir boşluk oluşmaktadır.

 

TÜRKİYE’DE ÖRNEK OLAY

ASİSTAN DEMEK DOKTORA ÖĞRENCİSİ DEMEK

Türkiye’de Tıp Fakültelerinde Asistan adı altında doktora öğrencileri görev yapmaktadır. Doktora öğrencileri Üniversite bölüm ve ana bilim dallarına bağlı olarak çalışırsa asistan eğer doktorayı dışarıdan yapıyorsa doktora öğrencisi durumundadır. Batılı ülkelerde asistan seviyelerde görev yapanların kaşılığı ülkemizde yardımcı doçent ile doçent kadrolarıdır. Daha doktora öğrencisi durumunda olan yetkisiz ve bilgisiz (öğrenciler) kişilerin sağlık-sosyal sorumluluklar üstlenerek hasta muayeneleri yapmaları ne derece doğrudur. Asistan ve seviyeleri konusunda batılı ülkelerdeki kavramları kullanıyoruz ama uygulamada alt kategorilerle uygulamalar yapıyoruz.

ABD de asistan bizde yardımcı doçent…

ABD de kıdemli asistan (Daimi kadrolu) bizde doçent…

TIP FAKÜLTESİ ARAŞTIRMA HASTANELERİNDE BİZDE asistan ve kıdemleri hepsi doktora öğrencisi olup önce kayıt yaptıran kıdemli asistan demek…

Komik değil mi?

 

AKADEMİK FIKRA…

 

Üniversite kurucusu vefat ettiği zaman hukuki zemin hazırlanarak anıt mezar yapıldı.

Anıt Mezarın hemen arkasında bir mezarlık yapılması konusu gündeme geldi.

Aradan birkaç ay zaman geçtikten sonra bölüm toplantısında bir gün emekliliği gelmiş Öğretim görevlisi ortaya bir laf attı.

Arkadaşlar! Ölürsem eğer size vasiyetimdir. Üniversitemizin mezarlığında kurucu Anıt Mezarın hemen arkasındaki yere beni defnedersiniz”…

Sessizlik oldu odada, sonra Yardımcı Doçentlerden biri atıldı…

Hocam yanlış anlamayın ama orası benim, geçen gün o taraftaydım ve yeri beğendim

Bölüm başkanı Doçent gülümseyerek konuya dahil oldu…

Burada bölüm başkanı doçent var arkadaşlar yere göz dikmeyin

Tam bu sırada Prof.Dr. Dekan içeri girdi ve konuyu öğrenince bastı kahkahayı…

Sıranızı bilin bölüm başkanım. Burada Prof var

O sırada Rektör hoca dekanı aradı cep telefonundan…

Dekan kısaca gülerek Rektöre konuyu anlatıp telefonunun hoparlörünü açtı…

Rektör hoca…

Arkadaşlar, hocalarım, hepinizin ömrü uzun olsun sizler daha üniversiteye lazımsınız. Ancak Üniversitemizin kurucusu değerli büyüğümüzün anıt mezarının hemen arkasında bulunan yer benimdir. Rektör olarak soruyorum. Var mı itirazı olan?”

Odadakiler yarı güleç bir şekilde…

Yok hocam niye olsun

 

Bu yazı 255 kere okundu.
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

E-Posta : medyatimsah@gmail.com Tel : 0224 246 246 0 Adres : Yeni Karaman Mh. 18. Dere Sk. No:39 Osmangazi/BURSA