ÜZERİNİZE AFİYET BİRAZ RADİKAL OLMUŞUM DA…

Paylaş
 

ÜZERİNİZE AFİYET BİRAZ RADİKAL OLMUŞUM DA…

Adabıyla tartışmayı ve fikir alışverişinde bulunmayı seven insanlar için anlaşamamak ne büyük bir nimettir. Çünkü ne kadar hoş da gözükse anlaşmak bir kısır döngünün sonsuz çemberi gibidir. Bu manada tez ve antitez arasındaki çekimin büyüsü asla koparılamayacak fikri halatlarla bağlanmıştır sanki. Hele münazara işi… Tadından yenmez valla…

Bu yazıda benim aradığım cevap, yukarıdaki paragrafın bir kademe sonrası… Normalden çıkıp, çemberin merkezinden uzaklaşıp, radikal ve çember dışı bir profilin hayata karşı duruşu, benim nazarı dikkatimi celbetmeye başladı. Yani ne kadar ulvi olursa olsun sadece konuşan değil, yapan olabilmek için konuşan bir karakterin rüzgarı benim bütün tozlarımı havalara uçurdu.

Konuya tam olarak girmeden önce birkaç küçük örnekle anlam kapısını biraz aralayalım. Mesela, tükenmez kalemler arasındaki kurşun kalemden bahsetmiyorum… Kuzu postu giymiş bir kurdun, kuzular arasında olması da değil benim dediğim… Yani Arabistanlı Lawrence cibilliyetine sahip insanlardan katiyetle dem vurmuyorum. Bilakis kendi kabilesinin yanlışlarını reddeden bir radikalden, kendi siyasi partisinin hatalı görüşlerine karşı olan, kendi dini ekolünün jargonunu sorgulamakta geri duramayan, en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm meclislerde vekil olan birinin, diğer vekil arkadaşlarına “yanlış yapıyoruz” diye kürsüden seslenen bir radikalden bahsediyorum.

Bu radikaller senin benim gibi insanlar değil, değerli okuyucu! Kendimizi nimetten saydırmaya gerek yok… Onun da sebebi şu: mesela Sokrates savunmasını yaparken, kendi insanları tarafından suçlu bulundu ve baldıran zehirini içmek mecburiyetinde kaldı. Oysa radikallikten vazgeçip, herkesin gönlünde taht kırabilirdi. O zaman biz acaba bugün bir Sokrates’ten bahsediyor olur muyduk, hiç sanmıyorum. Yunan, İzmir’i işgal için postalları altında vatan toprağını ezerken, durumun acziyetine dayanamayarak ilk kurşunu çaresizce düşmana sıkan Hasan Tahsin’in radikalliği olmasaydı, bu millet daha sonra Yunan’ı denize dökmek için kendinde bir güç bulabilir miydi? Vahdettin’in padişahlığını ve halifeliğini teneşirdeki ölü gibi itirazsız kabul eden bir Mustafa Kemal olsaydı, acaba şu an bırak Atatürk’ü, Türklükten, Türkiye’den bahsetmek mümkün olabilir miydi?

Tarih dediğimiz her şey, bu radikallerin fikirlerini hayata geçirme çabaları üzerine derlenmiş yaşam mücadelelerini konu alması sebebiyle oluşuyor. Bu sıra dışı insanlar, bizler gibi vergilerini tam olarak ödediği için kendisini vatansever sayanlardan değiller. Radikallerin yedi canı olsa hepsini vakfettiği için daha öte bir fedakarlıktan bahsetmek abesle iştigal sınıfına girer.

Bu insanları bizim gibi olmaktan ayıran kriter nedir? Kahramanlık bir durum işi midir yoksa içinde kahramanlık olan kişi, elbet bir gün ismini yıldızlara yazdırır mı?

Bir düşünsenize, bugün, beş yüz elli vekilin bir Sokrates, bir Hasan Tahsin, bir Atatürk olduğunu… Aslında Ankara’ya kadar uzatmayalım mevzuyu, değerli okuyucu, yakına gelelim, çok yakına… Yani sana… Bir düşünsene kendini, Sokrates, Hasan Tahsin, Atatürk olduğunu… Rahat yatağına uzan ve sadece on dakika kadar düşün… Ben onlardan biri olsaydım ne yapardım diye. Ya da şu an ne yaparım diye.

Eğer bu deneyi kendi üzerinde uygularsan artık sen de bu on dakika boyunca radikal olmuşsun demektir. Kimse sana madalya vermeyecek ama yaptığın işin muhteviyatında erdem denilen cevher kaynağından (senden) taşacak. Kendini çok iyi hissedeceğini düşünüyorum. Tecrübeyle sabittir.

Bu duyguyu anlamaktan nasibi olmayanlara tabi ki saygı duyuyoruz ama onlara söyleyeceğim tek şey, yazının başlığında da belirtildiği gibi “Üzerinize afiyet biraz radikal olmuşum da…” olacaktır.

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

E-Posta : medyatimsah@gmail.com Tel : 0224 246 246 0 Adres : Yeni Karaman Mh. 18. Dere Sk. No:39 Osmangazi/BURSA