KADINLAR GÜNÜ ATEŞİNE YAKILAN BİR AĞIT

Paylaş
 

KADINLAR GÜNÜ ATEŞİNE YAKILAN BİR AĞIT

Kadınlar günü denilen matemin hiç olmamasını dilerdim. Tarihsel hüznün en şiddetli rüzgârlarını günümüze taşıyan bu utanç kasırgası her yıl kutlanmakta fakat buradaki ‘kutlama’ fiiliyatı yaşanmış acıların izlerini kapatacak kadar kuvvetli bir makyaj değil. Binlerce acıdan yoğrularak, bugünkü yoğun kıvamına gelen bu kara hamur, tatlı bir kurabiyenin ağızda dağılması olmadığı gibi aslında insanlık denen kültürün utanç vesilesi olan çamur katranlığını temsil eder. Gerçekte 8 Mart, kadınların çektiği çilelere, gözyaşlarına boğularak ağlayacağımız, söylenmesi çok acıklı bir ağıttır.

Hepinizin bildiği gibi Türkler köken olarak anaerkil bir yaşayış içindeydiler. Şaman kültürünün olduğu Orta Asya zamanlarında, başı çeken ve dirliği sağlayan ‘ana’ figürü, şamanlığın da bilgesi olarak nehrin akışına yön veren kuvvetti. Dini öğreti ve tabiat eşdeğer olduğu için ‘tabiat ana’ kutsalı, yaşam içerisinde kadınları da kutsal kimliğe büründürdü. Şamanizm için çok yerinde ve sağlam bir felsefe… Hem üreten, doğuran, yaşamın tekrarını imal eden kadın, hem de tabiattaki bereket kutsalının birinci aktörü…

Mesela Bozkurt-Ergenekon Destanındaki Göktürklerin kutsal hayvanı kurt, dişidir. Siyasi parti olarak MHP’nin, sembolize ettiği parmak işaretleri (Bozkurt işareti) bir ana tanrıça figürüdür. Vesselam tabiatın yaratıcı gücü olan dişilik özelliği, en kutsal olarak insan kültüründe yerini aldı. Anadolu kültüründeki ‘KİBELE’, yüzlerce yıl kendisine inanılmış ve tapınılmış bir ana tanrıçaydı. Her kültürde örnekleri mevcut…

Teolojiye fazla girmeden, ne olmuş nasıl olmuşsa, anaerkil toplum, zamanla ataerkile dönüşüyor ve sanki yüzyılların intikamını almak ister gibi kadın tanrıçalığını ayaklar altına alarak köleleştirip, insandan saymayacak kadar değersiz hale getiriyorlar. Krallarından serserisine kadar ataerkil toplum, ele geçirdikleri en küçüğünden en büyüğüne yerlerin, ilk önce kadınlarına sahip oluyorlar. Her hizmetin sorgusuz kölesi olan kadın, vahşetin bin bir türlüsüne maruz kalıyor. Ayrıca kadının dünyada var olma amacı olarak, erkeğe koşulsuz hizmet ve cariyelik olduğu inancı, gizli kabilelere kadar yayılıyor.

Merhametli, doğurgan, koruyan, tabiatın ana tanrıçası ‘kadın’, yeni nesil kralların ve yarı tanrı zannedilen insanların karşısında, kıymeti hiç olmayan, en iyimser bir tablo olarak da kralların-soytarıların köle-cariyesi sıfatıyla tarihteki yerini alıyor. Yakın tarihimize kadar da bu durum böyle devam etti. Kadın hakları denilen tabir, tarihin çok uzun çizgisinde, en sondaki bir nokta sayılabilir. Kutsal kitaplarda konu işlenmiş fakat erkek egemen toplum, durumu hemen kendi lehine çevirmeyi bilmiş.

Nihayet makine devriminden sonra 1857’de ABD’de bir fabrikada çıkan yangın sonucu, 129 kadın işçi, polisin kurduğu barikatları aşamayarak, yanıp can vermeleri sonucu, dünya kadınlar günü denilen bir gün icat edildi.

Bu icat aslında binlerce yılın imbiğinden süzülen damlaların son katresiydi. İnsanlığın topyekûn vicdanı, bu son damlayla bazı şeyleri değiştirme kararı aldı. Daha önde değil… Gerçi ‘çalışan’ sıfatıyla kadınlara verilen bir armağan gün olan 8 Mart, keşke tarihsel süreçteki insan kervanında, kadınların çektiği acılar yüzünden verilseydi. Hatta dünya üzerinde öyle bir yaşantı olsaydı ve kadınlar varlık âleminden bugüne değin bu bildiğimiz acıların hiç birini çekmeseydi de 8 Mart kadınlar günü hiç kutlanmasaydı. Erkekler günü diye bir gün var mı? Yok… Manasız… Çünkü erkeğin kendi hem cinsi haricinde başka bir canlıdan vahşete uğradığı bir olay yok. Belki eskiler anaerkil bir toplumu bu sebeple uyguladılar. Dünya erkeklerin ihtirasları elinde kaldığı müddetçe huzura kavuşamayacaklarını nasılsa biliyorlardı galiba.

Tarihin mazlum ve masum kadını… 8 Martta, ben senin geçmişin için ağlar, diğer günler varlığından dolayı zil takıp oynarım. Senin gerçek değerin bir güne asla sığamaz.

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

E-Posta : medyatimsah@gmail.com Tel : 0224 246 246 0 Adres : Yeni Karaman Mh. 18. Dere Sk. No:39 Osmangazi/BURSA