Sahte insanlar sahte dîne inanır

Paylaş
 

Sahte insanlar sahte dîne inanır

            Bak Oğul!

Ulemanın yanında dilini koru.

Evliyanın yanında gönlünü koru.

Namazdayken kalbini koru.

Yemekteyken mideni koru.

Başkasının evinde gözünü koru.

Halkın arasında dilini koru.

İki şeyi unutma: Allah’ı ve ölümü.

İki şeyi unut: Başkasına yaptığın iyiliği ve

başkasının sana yaptığı kötülüğü.

                          Lokman Hekim

 

İslâm inancının içine aşırı para / servet girdiği zaman orada yanlış işler doğmaya başlar. Bu tarih boyunca hep böyle olmuştur. Din ile para mümkün olduğu kadar birbirine uzak olmalıdır. Bu konuda çok ayrıntılı sözler etmek isterim ancak nice değerli din âlimlerimiz varken bunları îzah etmek bize pek düşmez…

Dinimizde kenz etmek tavsiye edilmez. Yâni, defîne, hazîne, yeraltında saklı kalmış değerli eşya, para veya altını; üst üste yığıp stok etme doğru değildir. İnancımız temelde, malın belirli ellerde toplanmasına da karşıdır. Bu sebeple servetin az sayıda kişide toplanmasını engelleyecek bir takım tedbirler almıştır. Bu tedbirlerden biri para ve mal stokçuluğunun engellenmesidir. Toplumun birlik ve beraberliği; fertler arası kardeşliğin oluşması, malın âdil bir şekilde bireyler arasında dağılmasıyla sağlanır. Bu sebeple İslâm, zekâtın yanı sıra infak kurumunu getirmiş ve bunu teşvik etmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda sarf etmeyenler var ya; işte onlara acı bir azabı müjdele! O gün Cehennem ateşinde bunların üzeri ısıtılır; bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır; işte kendiniz için yığdıklarınız, yığdıklarınız tadın.” (Tevbe, 9/34-35)

81 milyonluk Türkiye’de nüfusun yüzde 99,9’u Müslümandır. Ancak ne yazık ki temelde iki çeşit İslamiyet ile karşı karşıyayız. Birincisi indirilmiş İslâm, ikincisi ise uydurulmuş İslâmdır. Önde gelen kimi din âlimleri uydurulmuş İslâma inanan insanların oranının yüzde 90’lar mertebesinde olduğunu da dile getirmektedirler.

Uydurulmuş, hurâfelerle doldurulmuş bir din inancı insanların doğruları göremez olmasına sebep olmaktadır. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşadıklarımız da esasında cehaletimizin bir sonucudur…

CIA (ABD), MOSSAD (İsrail), MI6 (İngiltere), BND (Almanya), KGB (Rusya), NIS (Yunanistan), DGSE (Fransa) vb. istihbarat örgütleri dinimizi, ahlâkımızı, birliğimizi, siyasetimizi, ticaretimizi, tarımımızı, medyamızı bozmak için gizli ya da açık faaliyetler içindedirler. Hristiyan ve Musevî inancına bağlı bir çok sinsi devlet İslâm dininin bayraktarlığını yapmakta olan Türkiye’nin ayağa kalkmasını asla istememektedir.

Anadolu’yu bölmek, parçalamak, zayıflatmak için uğraşan ASALA, PKK/PYD, DHKP-C, TİKKO, DEV-SOL, DEV-YOL, DEV GENÇ, TKP-ML, FETÖ/PDY, DEAŞ vb. gibi dinli / dinsiz yapıların tümünün arkasında ne yazık ki çeşitli yabancı istihbarat örgütleri vardır.

Prof. Dr. Emin Gürses, Prof. Dr. Mahir Kaynak, Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, Dr. Erol Mütercimler, Dr. Ramazan Kurtoğlu, Mustafa Yıldırım vb. gibi insanlarımızın yazdıklarına, söylediklerine bakıldığında küresel kraliyetçi dünya düzeninin bütün şifreleri / yöntemleri öğrenilebilir.

Bugün dünya ekonomisinin yüzde 24’lük dilimini 340 milyon nüfuslu ABD kontrol etmektedir. Küresel çaptaki 500 büyük şirketin 400’den fazlası ABD merkezlidir. 40 milyon vatandaşının sokakta (evsiz) yaşadığı, 50 milyon kadar insanının sağlık güvencesinin bile olmadığı bu ülkede çok aşırı zenginler ve fakirler bir arada yaşamaktadır. 500 asır kadar önce Avrupa’dan göç eden Hristiyan ve Museviler tarafından kurulan, hepi topu 200 yıllık bir devlet tarihi olan ABD; 6 milyonluk askerî gücüyle 150 kadar ülkeyi sürekli olarak sömürerek / sağarak ayakta durmaktadır. Avrupa kıtasında bulunan Almanya, Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda, Norveç, İsveç, İsviçre gibi ülkeler aslında sadece kâğıt üzerinde vardırlar. Yani bunlar tüm siyasî, askerî, ekonomik politikalarını belirlerken ABD’nin duruşuna / üst aklınagöre karar almaktadırlar.

Petrol, doğalgaz, elektrik, temel gıda, uzay, uçak, elektronik, bilişim, tekstil, otomotiv gibi önde gelen sektörlerin devasa şirketleri hep ABD merkezlidir. Mesela 1.9 trilyon dolarlık büyüklükteki Standard Oil adlı şirket dünyanın geri kalmış 100 ülkesinin toplamından daha fazla gelire, ciroya, güce sahiptir.

Gezegenimizde irili ufaklı 193-215 kadar ülke vardır. Ancak bunların 160 kadarı etkisiz, küçük, yoksul, bağımlı, itaatkâr, kukla devletlerden oluşmaktadır. Geriye kalan 30-50 ülke içinde süper büyüklükte ekonomiye sahip 20 ülkenin arasında, gururla ifade edelim ki Türkiye de vardır. 20. yüzyılın başında hasta adam, bitik ülke, teslim olmuş toplum olarak görülen bu millet 100 yılda yeniden koca bir dev olabilmiştir.

Berrak, ne yaptığını bilen ve Müslüman kimlikli bir ülkenin Hristiyan ve Yahudiler arasında yer alabilmesi, dünyanın en büyük 16. – 17. ekonomisi olabilmesi az başarı değildir. İşte bu tablo küreselleşmeci, hırsız, ahlâksız, köksüz milletleri çıldırtmaktadır. Kendi otosunu, uydusunu, gemisini, telefonunu, tankını, tüfeğini, roketini, trenini, barajını yapabilen bir ülke onların cirolarını altüst edecektir.

600 sene Osmanlı’nın hükümranlığı altında barış içinde yaşayan, lâkin 60-100 yıldır sahtekâr diktatörlerin zulmü altında ezilen 30 kadar milletin / ülkenin yeniden Türkiye’nin sancağının etrafında toplanmasından da çok korkmaktadırlar.

Lafı çok fazla uzatmadan, sadede gelerek ilk tezimi söyleyeyim: Din konusunda yanlış bilgilerle dolan bir insan terör örgütlerinin, ajanlık amaçlı yapıların eline daha kolay düşmektedir. FETÖ/PDY’nin kölesi olan zatların profilleri irdelendiğinde büyük bir çoğunluğunun yanlış İslâmî bilgilerle yetiştirilmiş / programlanmış olduğu görülebilir.

2012 yılında, o zamanın Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in bir konferansına katılmıştım. Uzun süre irticâlen çok bir nitelikli konuşma yapan Görmez dinleyicilerden de soru almak istediğini söyledi. Ben de naçizane şunu sormuştum: “Sayın Görmez, verdiğiniz değerli bilgiler için çok teşekkür ederim. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak, halka sapkın dînî bilgiler veren yapıların (kitap, dergi, gazete, web sitesi, dernek, vakıf, cemaat, tarikat, mezhep) iç yüzünü neden açıklamıyorsunuz? Şu kitap yanlış okumayın, şu insanı dinlemeyin demiyorsunuz?” Sayın Görmez soruma meâlen şöyle bir cevap vermişti: “Kurum olarak halka doğru dînî bilgileri aktarmaya çalışıyoruz. Sapkın dînî yapılarla çok verimli mücadele edemiyoruz. Tabî olduğumuz kanunlar buna pek cevaz vermiyor…”

15 Temmuz 2016’da yaşanan dış destekli ihânetten sonra Diyanet İşleri Başkanlığının yaklaşımlarında radikal değişiklikler oldu. Bu bizleri çok memnun etti. Özellikle FETÖ/PDY’nin dînî yaklaşımının baştan sona küfür olduğu hazırlanan raporlarla ortaya konuldu…

Diyanet’in hâlâ faaliyetlerine devam eden, sapkın dînî yapıları yok etmek için pes etmeden çalışması gerekiyor. Meselâ yarı çıplak, sosyetik, lüks içinde yaşayan kadınların arz-ı endam ettiği sefil bir TV kanalında devam edegelen, İslâma zarar verici yayınların engellenmesi icap etmektedir.

FETÖ/PDY türü şebekeler; yanlış/sapkın bilgilerle donanmış fertler ortaya çıkmaya devam ettikçe yine zemin bulacaktır. Devletimiz halka doğru dînî bilgiler verme konusunda bıkmadan çalışmalıdır.

Eğitim örgümüzü / sistemimizi millî/yerli yapmadığımız sürece dış güçler bize yanlış reçeteler sunmaya devam edeceklerdir. Ana okulundan üniversiteye kadar öğretilen derslerin içeriğinin gerçek uzmanlar tarafından ortaya konulması ana meselemizdir.

1800’lü yıllarda Fransızların reçetelerini doğru sandık… 1900’lere doğru ise Almanların verdiği akıllarla hareket ettik… 1945 yılından sonra ise ABD’nin kıytırık / ajan âlimlerinin (?) raporlarına göre eğitim-öğretim planlaması tercih edilmiştir.

Dış güçlerin geri bıraktırıcı reçetelerinin tümden yanlış olduğunu 2000’li yıllardan sonra çok net olarak idrak etmeye başladık…

ASELSAN gibi millî şirketimizin mühendislerini dış güçlerden emir alan FETÖ/PDY kuklaları şehit etmiştir. Toryum madeninden nükleer yakıt üretmek için uğraşan 5 bilim insanımız yine FETÖ/PDY köpekleri tarafından yok edilmiştir. PKK’nın CIA ve MOSSAD tarafından beslendiğini ortaya koyan rahmetli Eşref Bitlis Paşa’nın uçağı FETÖ/PDY yandaşları tarafından düşürülmüştür.

Küresel kraliyetçi fesat örgütlerin uzantısı olan sivil toplum örgütleri (STK) on yıllardır bizim iç barışımızı bozmak için sinsi çalışmalar yapmaktadırlar. Misyonerlik, uyuşturucu, tütün, alkol, hedonizm içerikli çalışmaların başarılı olmasının yegâne sebebi eksik dînî bilgilerle donanmış kitlelerin çok olmasıdır.

Opus Dei, Moon, Kesnizani, FETÖ/PDY vb. gibi taşeron örgüt ve tarikatler “dinler arası diyalog, hoşgörü, kardeşlik, İbrahimî dinler” gibi tuzak söylemleri kullanarak milyonlarca insanı köle / kul / köpek yapabilmiştir.

1990’lı yıllarda Ege Bölgesindeki bir ilimizde görev yapıyordum. Orada FETÖ/PDY’nin din cahili elebaşısının kasetleri, kitapları elden ele dolaşıyordu. Merak edip birkaç kaseti dinleyip, birkaç kitabı da okudum. O zamanlar din konusunda çok câhil olmama rağmen iletilen mesajlar hiç hoşuma gitmedi. İncir çekirdeğini doldurmayacak konular saatlerce açıklanarak, yönünü belirleyemeyen android / mankurtinsan türleri oluşturulmaya çalışılıyordu. 2000’li yıllarda Batı Karadeniz Bölgesindeki bir ilimizde görev yaparken FETÖ/PDY’nin gazete, dergi, dernek, vakıf, okul, dersane ve ticarethânelerini her yerde görmeye başladım. Buraları yöneten kişiler efsunlu, uyuşuk, farklı düşünceleri hiç kaale almayan, lüks içinde yaşayan kişilerdi.

2008-2013 yılları arasında Türkiye dışında bir ülkede görev yaptım. Bağlı olduğum kurumda 140 kadar eğitimci mesâi yapıyordu. Bu kişilerin hemen hemen tümünün elinde Taraf, Zaman, Sızıntı, Aksiyon gibi kara propaganda amaçlı yayınlar bulunuyordu. Haftada bir gün lüks evlerde toplanıyorlar, FETÖ’nün kitaplarını okuyup, videolarını izliyorlardı. Kendilerini dokunulmaz, asil, üstün bir yapının üyeleri olarak lanse etmeleri, havalı/ukala/çok bilmiş duruşları şahsıma çok batıyordu. Öğretmenlik konusunda son derece lâkayıt, ilkesiz olan bu zatların nasıl olup da yüksek görevlere tırmanabildiklerini havsalam almıyordu.

Türk Ordusunun üst kademelerinin yıpratılması, ilkesizleştirilmesi, saf dışı bırakılması için 2005’li yıllardan itibaren uygulamaya konulan, şu anda hangi cehennemde ajanlığa devam ettiği bilinmeyen düzenbaz polisler, savcılar, hâkimler ve gazeteciler tarafından yürütülen hukuksal kılıflı tiyatrolarla Silâhlı Kuvvetlerimiz çok zarar görmüştür.

1945 yılından beri çok partili demokratik yönetim ile idare ediliyoruz. 1960 darbesi, 1970 muhtırası, 1980 darbesi, 1997 e-muhtırası yakından incelendiğinde tümünün NATO üzerinden emirler yağdıran ABD’nin talepleriyle meydana gelmiş olduğunu görebiliriz. 1980 yılında opera izleyen Carter’a danışmanları 12 Eylül darbesini yapan askerler için, “Our Boys have done – Bizim çocuklar başardı” demişlerdir. Bu kısa cümle bile her şeyi açıklamaktadır. NATO adlı askerî örgüt ne yazık ki Türk ordusunun her adımına müdahale edegelmiştir.

81 milyonluk, saf, iyi niyetli, yardımsever, vatansever Türk milletinin bilinçli bir hayat sürebilmesi için 900 bin kişilik öğretmen ve 150 bin kişilik akademisyen ordusuna büyük sorumluluk düşmektedir. Eğitimciler olarak tarihimizi, İslâmiyeti, etik ilkeleri çok iyi bilir ve hayatımıza yansıtırsak bir çok meselemiz çözülmeye başlar. Okuyan, öğrenen, araştıran, yazan, patent üreten eğitimciler ne kadar çok olur ise medeniyet yolundaki mücadelemiz de o kadar başarılı olur.

15 Temmuz 2016’da Türk halkının demokrasiye ne kadar saygılı ve bağlı olduğunu tüm dünya devletleri berrak biçimde görmüşlerdir. Küresel çapta yayın yapan yerli-yabancı yalancı medya organları ilk başlarda bunun bir tiyatro olduğu yönünde alçakça sözler etmişlerdir. Ancak aradan geçen zaman içinde katil FETÖ/PDY’nin alçak bir kukla olarak iş gördüğü anlaşılmıştır. ABD, Almanya, Kanada, Yunanistan, Belçika, Fransa, Hollanda, İsveç, Norveç, İsrail, Mısır, Libya, Arnavutluk, Kosova vb. gibi devletlerin vatan hainlerine kucak açtığı da notedilmiştir.

Prof. Dr. Mehmet Okuyan, Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Prof. Dr. Süleyman Ateş, Prof Dr. Emin Gürses, Mehmet Şevket Eygi, Nedim Şener, Ali Erkan Kavaklı, Mustafa Çalık, İlker Başbuğ, Hanefi Avcı, Sabri Uzun, Lâtif Erdoğan, Abdurrahman Dilipak, Nurettin Veren, Yalçın Akdoğan vb. gibi akademisyen, yazar, araştırmacı ile gazetecilerin FETÖ’yle ilgili olarak yazdığı eserlere göz attığımızda katil küresel güçlerden emir alan bir yapının sergilendiği görülür.

FETÖ/PDY’nin mehdîlik iddiasındaki hırsız lideri, 1960’lı yıllardan itibaren bu toprakların saf ve iyi niyetli evlatlarını zehirleyip; dinsiz, bayraksız, vatansız, mezhepsiz, takiyyeci, tuzakçı, hırsız robotlara dönüştürmüştür.

200 yıldır asalak gibi dünyanın kaymağını yutmak isteyen 20 kadar Protestan / Evanjelist / Yahudi ülkenin taşeronluğunu yapan FETÖ 50 yılda 1 trilyon dolardan fazla paramızın dışarıya kaçırılmasına aracılık etmiştir.

Dünyada 2.5 milyar Hristiyan, 1.5 milyar Müslüman vardır. Hristiyanların yüzde 40’ı üniversite mezunuyken, Müslümanların sadece yüzde 8’i yüksek öğrenim görebilmiştir. Bu yapı değişmediği sürece bilimde, teknolojide, tarımda, hayvancılıkta geri kalmaya mahkum olacağız.

İslam ülkelerinin uzayda üsleri, okyanuslarda dolaşan araştırma gemileri yoktur. En önemli 148 icadın 132 tanesini Yahudiler ve Hristiyanlar yapmıştır. Bu nedenle elimizde 21. yüzyılın ürünlerinin hiç birisinin patenti yoktur. Endüstri 4.0’dan uzak duran, elektronikle ilgili îcatlar yapamayan İslâm ülkeleri felsefede, sosyolojide, tıpta da yok mertebesindedirler.

63 İslam ülkesi en ufak bir meselede bile ittifak olamamaktadır. Türkiye’nin PKK / PYD, FETÖ / PDY yaptığı haklı mücadele hususunda İslam ülkelerinin çoğu destek vermemektedir.

Yazımızı cibilliyet (soy – sop) konulu anlamlı bir hikâye ile tamamlayalım…

Padişah vezire sormuş: “Vezir, eğitim mi önemli, cibilliyet  mi?” Vezir düşünmeden cevap vermiş: “Cibilliyet padişahım.”

Padişah memleketin her yerine tellallar yollamış…

– Duyduk duymadık demeyin en iyi hayvan eğiticisine yüz kese altın…

En iyi hayvan eğiticisi padişahın huzuruna çıkarılmış. Padişah eğiticiye sormuş:

– Bir kediye tepsiyle servis yapmayı ne kadar zamanda öğretebilirsin?

– 6 ayda öğretirim padişahım.

6 ay dolmuş, adam huzura alınmış. Padişah:

– Öğrettin mi?

– Öğrettim padişahım.

Saray erkânı toplanmış. Kedi elinde tepsi, servis yapmaya başlamış. Tam vezirin önüne gelmiş; padişah yine vezire sormuş, “Vezir, eğitim mi önemlidir, cibilliyet mi?”

Vezir padişahın sorusuna cevap vermeden önce cebinde bulunan fareyi yere bırakmış. Kedi tepsiyi attığı gibi farenin peşinde koşmaya başlamış. Hâliyle 6 aylık eğitim de boşa gitmiş. Vezir cevap vermiş:

– Cibilliyet padişahım. Rabbimiz bu milleti, önüne bir fare düştüğünde, eline fırsat geçtiğinde, çıkarı için vatanını satmaktan, halkını harcamaktan tereddüt etmeyecek yüksek eğitimli kedilerden muhafaza kılsın…

 

Ali Özdemir

www.aliozdemir.net

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

E-Posta : medyatimsah@gmail.com Tel : 0224 246 246 0 Adres : Yeni Karaman Mh. 18. Dere Sk. No:39 Osmangazi/BURSA