KENDİ İPLİĞİNİ PAZARA ÇIKARAN KUMAŞ

 

 

 

KENDİ İPLİĞİNİ PAZARA ÇIKARAN KUMAŞ

Öyle bir elbise dikelim ki dünyadaki herkesin bedenine tam otursun. Uzun kısa, şişman zayıf kim varsa hepsi bu kumaştan faydalansın, ne dersiniz?

Elbisenin kumaşı şu cins ipliklerden oluşsun mesela, hepimiz özel mülkiyet için deliriyoruz ipliği, serbest piyasa ekonomisindeki serbestiye için tüm karşı çıkanları mahkûm edebiliriz ipliği, kâr marjının normal ölçülerde, belli normları olması gerektiğini savunan insanlardan olmak yerine astronomik kâr oranları putuna tapınanların ipliği… Ayrıca fırsatçılık denilen yeni homo ekonomikus insanının tüm ahlaki, dini ve insani kültürü yok sayan çağın liberal anlayışına, “kazanca giden her yol mubahtır” düsturuyla yaklaşan liboş takımının pişkinlik ipliği… Tarlada yetişen 1 liranın pazarda 10 liraya tezgâhlanmasında emeği geçen yani satan, sattıran ve tabiatına uygun sattırmayan tüm aracı mekanizmaların emeksizce para kazanabilmesi ipliği… “Aman efendim olur mu, buna devlet izin veriyor” deyip, aslında bir kanun değil de tavsiye olan taban asgari ücret tutarını, emek karşılığıymış gibi dayatan işverenlerin, ucuz devletçilik politikası ipliği… Bu iplik çok uzun belli…

Dünyada kalleşçiliği, affedersiniz kartelciliği yazacaktım ama neyse kalsın, önleyici bazı uluslararası anlaşmalar var. Yani eğer inanmak isterseniz. Anti-tröst yasaları mesela değil mi, rekabeti eşitleyici, neredeyse tanrısal bir buyruk gibi ekonomi babalarının kaderini yazan, insan elinden çıkma sihirli bir değnek. Herkese göre bir ip ve kumaş var. Dünya şirketlerinin ve borsanın narin teni aman kâr kifayetsizliğinden hastalanmasın. En güzel kumaşların altında güvenle yaşasınlar.

Bir de bu bahsettiğimiz ipten ve kumaştan nasibi hiç olmayanlar, daha doğrusu bu nasipsizliğe maruz kalanlar var. Bu insanlara kısaca “biz” diyelim. Dev ekonomik dalgaların üzerindeki en küçük para biriminden oluşan yosun tabakası… “Biz” aslında o kadar kalabalığız ki neredeyse denizin tamamıyız fakat dalgaları hareket ettiren, iç akıntıların yönünü ve hızını belirleyen başka bir güç. Az ama etkili, tıpkı zehir gibi.

Genel sorun şurada oluşuyor, büyük çarkı döndürmeye muktedir olan tabaka, bu gücü kullanırken tamamen orman kanunu uyguluyor ve bundan kıvançla bahsediyor. Başkasının lokmasını haksız yere yiyebiliyorsan bir başarı hikâyesi yazılıyor hanene. Tuttuğunu koparma, gördüğünü alma, ulaşabildiğin her şeye sahip olma arzusuyla saldırma, hayatta kalma mücadelesinde başarı olarak gösteriliyor. Buna da teknik terim olarak ekonomi, ticaret diyorlar.

Biz onları kendi denizlerinde yüzmeye bırakalım. Aslında gelmek istediğim nokta bu ipi, kumaşı, tuzu kuru olanların haricindeki ticaret erbapları, yani büyük ekonomi sindiriminin son halkasını teşkil eden serbest meslek sahipleri, esnaf, pazarda tezgâh açanlar, küçük ve orta ölçekli tüm tacirler… Birkaç örnekle açıklayalım.

Mesela yediğimiz meyve ve sebzenin veya gıdanın diye genelleyelim, fiyatının yüksek olması üreticiden mi kaynaklanıyor, tüketiciden mi? Hayır, aracılardan. Evimize giren her ürünün fiyat yüksekliğinin sebebi üreticiler mi, tüketiciler mi? Hayır, aracılar. Konuyu devlet boyutuna taşıyalım, üretici mamulünü üretti ve devlet ÖTV’si KDV’si ile vergilendirdi. Üretici mi fiyatı arttırmış oldu tüketici mi? Hayır, aracı devlet.

Bu “aracı” diye bahsettiklerim kimler biliyor musunuz? Biziz. Daha belirgin hale getirelim, ülkeler üstü ekonomileri olan kartellerin haricindeki, üretime katkı sağlamayıp sadece aracılık yapan ve çoğunluğunu “bizim” oluşturduğumuz aracılar.

Kartel ve tröst kavramlarını şöyle açıklayalım, örnek et ve süt ürünleri pazarında kartel kafasının çalışma tarzı şudur, araziyi, üstündeki çiftliği, içindeki inekleri ve üretim esası içeren tüm malzemeyi satın alır veya baştan kurar. Sonra kendi ürettiklerini satacağı bir pazar kurar. Hâkimi olduğu piyasada kendi malını satar. Kimse onunla baş edemez çünkü o karteldir, trösttür.

Ya aracı olanlar ne yapar, neredeyse hiçten biraz fazla. Burada kimsenin hakkının yememek için şu örneği vermek zorundayım. Önümüz Kurban Bayramı, göreceğiz ki kurbanlık fiyatları yine tavan yapmış neden, adam satarken diyecek ki “şu fiyatın altında satamam çünkü yol masrafını kurtarmaz.” Ne oldu şimdi, bana gelen kurbanlığın maliyeti koç +yol + pazar yeri kirası + konaklama + diğer masrafların hepsi. Ben elimle tuttuğum koçun parasını değil, sistemin dayata dayata bana ulaştırdığı maliyetin parasını cebimden çıkartıyorum. İşte bunu yapan biziz, biz; çarkın dişlileri… Üst örneklere gerek bile yok, üreticiden 5 kilo çekirdek alsam ve hepsini satsam, yerine 50 kilo çekirdek alabilmeliyim. İşte bizim kâr anlayışımız bu. Sonsuz kar, bire yüz, bire bin. Maalesef bu ahlak ve etik çürüğü ipten sadece ayaklar altına alınan paspas dokunabilir. Her geçtiğimizde üzerine basılan bir paspas…

Kartel ve tröst işleri başka bir yazının konusu olsun. “Biz” kendimizi bu kartel oyuncakları ile oynamaktan kurtaramazsak, toplum refahından bahsetmek beyhude bir çaba olur vesselam.

 

Bu yazı 322 kere okundu.
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

E-Posta : medyatimsah@gmail.com Tel : 0224 246 246 0 Adres : Yeni Karaman Mh. 18. Dere Sk. No:39 Osmangazi/BURSA