Bursa Kültürel Tanıtma Derneğinden… KÜLTÜRÜN SÜRGÜN VERDİĞİ YERE… Komşumuz Eskişehir’e günlük gezi…

 

 

 

Bursa Kültürel Tanıtma Derneğinden

KÜLTÜRÜN SÜRGÜN VERDİĞİ YERE…

Komşumuz Eskişehir’e günlük gezi…

Sabahın seher vakti…

Vakit gün ağarmadan az önce…

Ördekli Kültür Merkezinde önünde toplanmış dünya tatlısı insanlar…

Heyecanla otobüsün kalkması için yerlerini almış, bekliyorlar…

Derken kaptan şoförümüz otobüsü hareket ettiriyor…

Saat 07.45

Sevincimiz yüzümüze yansıyor ve içimize doğru bağırıyoruz.

Bekle bizi komşu…

İki otobüs dolusu…

Geliyoruz…

***

Hava soğuk ama giderek açılıyor….

Otobüsün yağ gibi kaydığı yollar maşallahı var güzel mi güzel…

Nasıl olduğunu anlamıyoruz bile bir baktık ki İnegöl’deyiz…

Derken, birçok köprü ve menfez barındıran Mezit boğazındayız…

Aman Tanrım o da ne?

Her taraf kar…

Bu ne güzellik burada, tablo gibi…

Sanki Fransız ressam Cezanne’nın, fırça darbeleri değmiş buralara…

Canımız hemen inip fotoğraf çekmek istiyor…

Canımızı frenleyip sadece pencereden izliyoruz…

Gönlümüz şenleniyor…

***

Bizim rehberimiz Kezban Özcan hanım…

Eşi İlker Özcan bey’le birlikte bütün gün bizimle olacaklar…

Kezban hanım Bursa çıkışında mikrofonla önce kendini tanıttı sonra da tur’la ilgili bilgiler verdi…

Tüm gün boyunca kendisinden çokça bilgi aldık, kültürel zenginlik yaşadık…

Kezban hanıma ve eşi İlker bey’e bu satırlarda samimi duygularımızla teşekkür ediyoruz…

Ve duyulur sesle diyoruz ki :

Başka turlarda mutlaka tekrar buluşalım

***

Sivrihisar’da kahvaltıdayız…

Köfteci Yusuf’u otuz yıldan bu yana tanıyorum…

Hatta, eğer işadamı olacaksan açık liseyi bitirip sonrasında açık öğretimden Üniversiteye de gitmen gerek diye yönlendiren kişiyim…

Yusuf hakkında Halkın bilmediği taraflarını yakında yazacağım…

Oldukça doyurucu kahvaltılar arasında bendeniz çorbacılarla takıldım…

Servis elemanlarının ET ÇORBASI diye getirdiği DÜĞÜN ÇORBASI lezzetliydi…

Hepimize afiyet olsun…

Karnımız tok, sırtımız pek…

Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan bir baktık ki Eskişehir’deyiz…

Yahu kimi kandırıyorsunuz” diyesim geldi…

Burası yeni ve güzel mi güzel bir şehir

***

Bilim Kültür ve Masal Parkındayız…

Masal dünyasının neleri varsa etrafımızı sarmış sanki…

Karşımızda koca bir şato…

Şato’nun içine girmek için müze giriş bedeli olarak toplu bilet aldık…

Elektronik kapıdan geçip sağa baktığımızda kale etrafını saran su kanalında koca bir dişi timsah ağzını açmış yiyecek gibi bakıyor…

Aman timsah ana bizi yeme” deyip ilave ediyoruz….

Bak aramızda Medyatimsah gazetesi sahibi Timsahbey’de var

***

İçeride neler yok ki?

Pamuk prenses yedi cücelerden tutun da yalan söyleyen kukla Pinokyo’ya kadar.

Ama yukarıya doğru kuleye çıkınca gördük ki manzarası daha güzel…

Cami minaresi gibi dönerek çıkılan merdivenler gökkuşağının farklı renklerinden boyanmış…

Üst katta bir çayevi cafe-var.

Fotoğraflar çekildi ve rehberimiz araya girip seslendi…

Haydi bakalım! Balmumu müzesi bizi bekliyor”

***

BAL MUMU MÜZESİ

Aynısının tıpkısı müzesi de denilebilir…

Ücretli ama misafirler Bursa Kültürel Tanıtma Derneğinden olunca doğaldır ki bir ücret almadılar.

Osmanlı fotoğrafları ve heykellerinden başlayıp, Kurtuluş Savaşı dönemlerinde Mustafa Kemal Atatürk, ailesi ve silah arkadaşlarının bulunduğu koridorlardan geçtik…

Türk dünyanın sanatçı, siyasi ve de bilim adamlarıyla önemli kişilerin balmumu heykellerini gördük…

Hepsi çok canlı…

Bu heykelleri yapan atölye Prof Dr Yılmaz Büyükerşen’e ait…

Yılmaz hoca dünyanın en büyük üniversitesi olarak bilinen ANADOLU ÜNİVERSİTESİNİ kuran ve geliştiren REKTÖR..

Yılmaz hocamız şimdi Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı…

Ömrü uzun ve sağlıklı olsun…

***

Müzeler Eskişehir’in hakikaten eski tarafında, Odun pazarında

Balmumu müzesinden, cam müzesine, oyuncak müzesine bütün müzeler neredeyse burada…

Aman tanrım o camdan yapılmış pırıltılı güzelliklere ne demeli bilmem lki…

Cam’dan dünyalar masalsı mı masalsı…

Cam kız’la Cam bey’in aşkı bile yapılmış tabir uygunsa…

Derken dünyanın bütün ülkelerinden oyuncak insanlar…

Araplardan, Meksika’ya, İspanyol’dan Kızılderililere kadar…

Kaç ülke varsa diye düşünün, hepsi, hepsi…

***

Kurşunlu Külliyesinde Lületaşı Müzesi

Cami Osmanlının ilk zamanlarından yapılmış…

Külliyede supyan okulu aşevleri eğitim yerleri var ama günümüzde amaçları farklı tabi…

Külliye’de Lületaşı müzesinde Eskişehir’in beyaz altını işlenip satılıyor…

Beyaz altın dediğimiz de LÜLE TAŞI…

Dünya’da bu taşın var rezerv olarak neredeyse tamamının olduğu ve sanatsal üretiminin yapıldığı en önemli yer…

Eller ve bu ellerin sahibi akıllar ne ürünler yapmışlar görmek gerek…

Bir de satın almak…

***

ÇİĞ BÖREK…

Herkes birbirinin yüzüne bakıyor…

Öyle karnımız acıktı ki çiğ tavuk bile yeriz diye düşünürken…

Eskişehir’in meşhuuurr ÇİĞ BÖREK dünyasına giriş yapıyoruz…

Meğer önceden hazırlanmış burası…

Tam beş adet Çiğ Börek ve yanında  elimizle sallayıp tortusunu karıştırdığımız ayranla birlikte 15 lira verdiğimiz ÇİĞ BÖREKLERİ keyifle yiyoruz.

Yemeyeceğim diye bir ses çıkmıyor koca salondan…

Herkes keyifli…

Hele üzerine de demli çayı içince of yeme de yanında yat derler ya işte öyle bir şey….

Tam bu sırada bazı arkadaşlar hemen dışarı çıktılar…

Merakla baktık peşlerinden…

Haaa anladık sonra, onlar sigara içmeye çıkmışlar…

Yani tütünü yeseler sindirimden çıkıp gidecek ama onlar ciğerlere çekip zehir soluyorlar…

Ömürleri kısa diye düşündük, üzüldük…

***

DEVRİM ARABASI…

Yine rehberimiz Kezban hanımın melodik sesi duyuldu…

Değerli arkadaşlarım! Haydi Devrim’e doğru gidiyoruz, Devrim arabalarına”

Hep merak ettiğimiz, adına film yapılmış bir gerçek olay…

1960 Askeri İhtilal (Devrim diye biliniyor)sonrası yıllarda yerli bir araba yapılması için dönemim Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel talimat verdiğinde 1961yılıdır…

Kısa zamanda az sayıda mühendis ve teknisyenler den oluşan 23 kişilik bir ekip işe koyulur…

129 günde bir devrim yaratan bu insanlar tarihe geçtiler…

Araba çok güzel olmuş…

Eğer seri üretim yerli araba o günlerde devam etseydi, bu gün Türkiye’miz başka bir yerde olurdu…

Yok benzini kalmamış…

Yok bilmem ne olmuş…

Sonuçta Devrim arabamız Emperyalist güçlerin oyununa kurban edilmiş ve yazık olmuş…

Arabayı yapanlardan vefat edenlere Allahtan rahmet diliyoruz.

Yaşayanlar varsa ömrü sağlıklı ve uzun olsun…

Devrim Arabasının olduğu mekan TÜLOMSAŞ BAHÇESİNDE sergileniyor ve halen çalışır durumda…

Burada, Tren lokomotifleri ve vagonları da yapılıyor…

***

İçimizden biri sesleniyor rehberimize…

Kezban hanım Gondollar yok mu?”

Rehberimiz gülümseyerek cevap verdi sesin geldiği yere…

İnanın bu havada Venedik’te bile gondol yoktur sanırım

Hava da bir soğuk olmaya başladı, inanılmaz…

Rehberimizin  sesi bir kez daha duyuldu…

Köprübaşına gidiyoruz, orası Eskişehir’in kalbi gibi bir buçuk saat serbest zaman

1o dk sonra köprübaşında otobüsten indik….

 Hakikaten tam köprübaşı burası…

Porsuk çayının en merkezi yerinde bütün şehir toplanmış sanki…

Gezenler, koşanlar, köpek gezdirenler, küpeliler, dazlaklar, kapalılar, açıklar, gençler, yaşlılar bilumum canlılar burada zaman geçiriyor…

Haa bu arada alışveriş merkezleri de kalabalıktan nasibini alıyor…

Nüfus yoğunluğu bakımından ÇİN’İ bile geride bırakır burası…

Ama en güzel tarafını söyleyeyim…

Kimse kendisi dışında başkalarıyla ilgilenmiyor…

Ve ve ve ve…

Etraf çok çok çok çok temiz…

***

Porsuk çayı boyunca yürüdük…

Etraf temiz, hava temiz, insanlar güzel yürüdükçe yürüye geliyor insanın…

Bir ara Dernek Başkanımız Sadık beyi gördüm köprü üzerinde…

Gençten biri kendisi gibi genç bir kızın omzun elini atmış “abi bir resmimizi çeker misin” diyor…

Eh! Sadık bey abi kıvamında amca olunca  her zaman ki güleç yüzüyle” Tabi gençler çekmez miyim. Nerelisin genç kardeşim” deyip resimlerini çekiverdi.

Delikanlı facebook sayfasını verdi Sadık beye ve “Angaralıyım abem“ deyip uzaklaştılar…

Artık geri dönüş moduna girdik…

Köprübaşında ASLAN heykeliyle fotoğraflar çektiriyoruz ki gözümüze bir gondol takıldı…

Çevredeki Türkçe yazıları kaldır, Gondol sayısını arttır, aha Venedik işte…

Tam da unutuyordum…

Eskişehir’in MET HELVASINI almadan döner miyim hiç?

Tercihim Antep fıstıklı…

***

DÖNÜŞ…

Akşam alacasında iki otobüs dönüş yolundayız…

Yarı kapalı gözlerimizde günün güzellikleri resmigeçitte sanki…

Eskişehir anılarımızı da sırtımızdaki güzellikler küfesine doldurup Bursa’ya doğru yola çıkmamızın üzerinden iki buçuk saat geçti…

Dünya’nın en güzel ikinci şehrine girmeden rehberimize teşekkürümüzü alkışlarla sunuyoruz.…

Kafamın içinden sadece benim duyacağım bir itiraz yükseliyor…

Ne demek dünyanın en güzel ikinci şehri Bursa, birincisi neresi?”

Olayı anlıyorum hemen…

Bu ses bazen beni uyaran sağduyumun sesi…

Hemen cevap veriyorum…

Tanrı daha birincisini yaratmadı”

___________________________________________________________________

16 Şubat 2019 cumartesi

Hüseyin Kaya

Ek alanı
Bu yazı 32 kere okundu.
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

E-Posta : medyatimsah@gmail.com Tel : 0224 246 246 0 Adres : Yeni Karaman Mh. 18. Dere Sk. No:39 Osmangazi/BURSA