SEN, BEN, O VE BİZSİZ TÜRKLER

 

 

 

SEN, BEN, O VE BİZSİZ TÜRKLER

Türkiye’deki Suriyeliler hakkında her meşrepten insanın konuşup bir yol yordam aradığı malum. Yorum yapma hakkına sahip her yurttaş, bu konudaki fikir özgürlüğünü sonuna kadar kullanmakta da, kanatlarını açan bir kuş gibi özgürdür. Bu cümleyi tasvip etmeyenlerin düşünceleri artık ideolojiye gireceği için onların ki fikir özgürlüğü değil tamamen propagandaya girer, ortak aklın sentezi olarak biz onu şu an çemberin dışında bırakıyoruz. Biz günlük konuşmalardan sıyrılıp tarihsel bir bakış açısıyla bakma özgürlüğümüzü kullanalım, bakalım neler olacak.

*****

Musul ve Kerkük bizim sınır çizgilerimiz içerisinde değil ama geçmişte çok uzun bir süre bizim topraklarımızdı. Aynı durum bir ara Hatay için de geçerli oldu fakat Hatay halkı kendi içinde referanduma giderek bir karar aldı ve Türkiye’ye ilhak olmaya karar verdiler. Aslında zaten Osmanlı toprağıydı, sadece birinci paylaşım savaşından sonra kısa bir süre bağımsız kalıp ardından ilhak talebinde bulundular. Tabi ki Türkiye de bu talebi kıvançla kabul etti. Şimdi ilk can alıcı soru geliyor: Hatay, Türkiye’nin bir şehri olduktan sonra, acaba o zamanlarda “ülkenin durumu belli, zaten savaştan çıkmışız, bizim Hatay halkına bakacak gücümüz yok, devlet önce kendi insanının derdine düşsün” diyen birileri çıktı mı? Oranın halkına dili, rengi, ırkı bakımından farklı bir uygulama yapıldı mı?

*****

Lozan’da sınırlar belirlenirken, elimizden çıkan topraklardaki insanlar “Bizim” dediğimiz yapının içindeki insanlardı da sadece batının belirlediği çizgiler sebebiyle mi artık bizim insanımız değiller. Trablusgarp’ı kaybetmemiş olsaydık, Türkiye’nin mevcut bugünkü halinde orası bizim bir ilimiz olsaydı, oranın halkı vatandaşlık bağı ile bağlı olduğundan, hepsi devlet gözünde Türk olacaktı. Aynı yorum Gaziantep, Edirne, Bulgaristan, Yunanistan için de yapılabilir. Hatta önce elimizden çıkan ama daha sonra tekrar geri aldığımız toprakların hepsi için yapılabilir. Daha geniş bir ifadeyle kurtuluşu olan her ilimiz için bu yorum yapılabilir.

*****

Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlettir. Göçmenler de kaybedilmiş topraklarımızın aziz hatıralarıdır. Peki, bu kaybedilmiş topraklar bizim neyimizdir? Konuya sadece kâğıt üzerinden bakarsak bu durum coğrafya bilgisi olmaktan öteye gidemez. Oysa biz kendine has dalgası olan bir deniziz.

İkinci soruyu soralım: Acaba Suriye bize ilhak olmak istese, bizim bu duruma tutumumuz ne olur. Devlet ve ona bağlı olmanın bilinciyle ulus mertebesine zeval getirmeden konuyu kabullenebilir miyiz? Yoksa geçmişte bize ait olan toprağa ve halkına sırtımızı dönerek, mevcut varlığımızı mı korumaya çalışırız.

*****

Akla şu soru da gelebilir, Atatürk, misakı milli sınırlarını belirlerken, kaybedilmiş toprakları geri alma düşüncesinden vazgeçtiğinde, dışımızda kalan topraklara ihanet mi etmiştir? Hayır, bu ihtirasa Napolyon ve Hitler düşmüştü ama Atatürk düşmedi. Gücünü ve çapını bilip gerektiği yerden kangren olmuş organı kesti. Ardından mazlum milletlerin yanında olma felsefesiyle yakın çevresine ümit vaat etti.

Ulus devlet istemekle olmaz, bazı şartların yerine gelmesi gerekir. Birkaç farklılığın bütünlenmesi, tamamlanmış olanların farklılaşabilmesi gerekir.

*****

Son bir soru daha soralım: Türkiye’nin istatiksel olarak kaç Laz vatandaşı var, kaç Süryani vatandaşı var, kaç Kürt vatandaşı var? Hemen net bir cevap verelim, SIFIR. Devletimiz her vatandaşını eşit görür. Ekleme sıfatlar ya da değişik isimler takmaz.

Zamanında Bulgaristan’ın göçmenlerimize, Fransa’nın Cezayirlilere, İngiltere’nin neredeyse tüm dünyaya yaptığı asimile, ötekileştirme ve hatta sömürü fikirlerinden çok uzak bir yapı olarak, üstüne basa basa bir daha tekrarlayalım ki, Türkiye Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Azlık ve çokluk mefhumlarından arınmış olarak “Türklük” bu devletin “ULUS” olmasının ilk şartıdır.

 

Bu yazı 63 kere okundu.
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

E-Posta : medyatimsah@gmail.com Tel : 0224 246 246 0 Adres : Yeni Karaman Mh. 18. Dere Sk. No:39 Osmangazi/BURSA